Website Loader
Homepage Top Icon

BİZ Profesyonel HAYALCİLERİZ

ve en büyük tutkumuz İLETİŞİM

Bunu ne için, niye, nasıl ve kim ile yaptığımızı bilmek ister misiniz?

Ancak baştan uyaralım! Ne zaman ve nerede sorularının cevaplarını sadece siz biliyorsunuz!

Homepage Bottom Icon

Sözün özü işte bu biziz...

Read More About Us

Başarımız sözcüklerle değil, yaptığımız işlerle ölçülüyor.
Bu nedenle Özde koyduk ismimizi ve sözün ÖZÜ, hoş geldiniz başarımıza ortak olmaya...

Sözün özü işte bu biziz...

Başarımız sözcüklerle değil, yaptığımız işlerle ölçülüyor.
Bu nedenle Özde koyduk ismimizi ve sözün ÖZÜ, hoş geldiniz başarımıza ortak olmaya...

Bilinmeyenin Peşinden Koşmak
Ciddi Bir İştir!

Read More About Us

Biz tasarlamayı ve yeniden inşa etmeyi seviyoruz.
Renkleri, metinleri, yazı tiplerini ve illüstrasyonları iletişim kanalları üzerinde kullanarak, firmanıza unutamayacağınız bir marka deneyimi yaşatıyoruz...
ve sizler mutlu olurken biz özde gurur duyuyoruz.

Bilinmeyenin Peşinden Koşmak
Ciddi Bir İştir!

Biz tasarlamayı ve yeniden inşa etmeyi seviyoruz.
Renkleri, metinleri, yazı tiplerini ve illüstrasyonları iletişim kanalları üzerinde kullanarak, firmanıza unutamayacağınız bir marka deneyimi yaşatıyoruz...
ve sizler mutlu olurken biz özde gurur duyuyoruz.

- Bu zamana kadar bitirip teslim ettiğimiz işlerin bir bölümü -

Hizmetlerimiz

Read More About Us

Özde bütün müşterilerimizin ihtiyacı iletişim. Gereksinimler farklılık gösterdiğinde, çözümleri doğru kanallar ile hemen uygulamak için tüm araçlarımız emrinize amade.

Hizmetlerimiz

Özde bütün müşterilerimizin ihtiyacı iletişim.
Gereksinimler farklılık gösterdiğinde, çözümleri doğru kanallar ile hemen uygulamak için tüm araçlarımız emrinize amade.

Our Services

KEYİFLİ OKUMALAR

Read More About Us

Hazırladığımız keyifli röportajları ve yaşama dair konuları sizlerle de paylaşmak istedik… Çünkü bilginin paylaştıkça değer kazandığına inanıyoruz.

KEYİFLİ OKUMALAR

Hazırladığımız keyifli röportajları ve yaşama dair konuları sizlerle de paylaşmak istedik… Çünkü bilginin paylaştıkça değer kazandığına inanıyoruz.

News Image
Yayın Tarihi 05-27-2015 News Image

Doğa sporlarının cazibe merkezi Nepal’i keşfetmeye ne dersiniz?

İhsan Önder’in yeni kitabı HindistaNepal, İstanbul’dan Delhi’ye oradan da Nepal’in Pokara ve Katmandu şehirlerine uzanan soluksuz bir macera sunuyor.

News Image
Yayın Tarihi 05-27-2015 News Image

Öfke Kontrolü! Öfkenizi kontrol altında tutun

Sağlıklı ve verimli bir yaşam için öfkenizi kontrol altında tutun.

News Image
Yayın Tarihi 05-27-2015 News Image

Halkına gülmeyi öğreten adam; Kemal Sunal

İnek Şaban’ın o koca gülümsemesi, Zübük’ün şiirsel kurnazlığı ve daha niceleri.

News Image
Yayın Tarihi 05-27-2015 News Image

Metabolizmanızı hızlandırmanın sekiz yolu

Düzenli ve hızlı çalışan bir metabolizma hepimiz sahip olmak isteriz.

News Image
Yayın Tarihi 05-27-2015 News Image

Çocuklarınızın büyümesini gözlemliyor musunuz?

Geleceğimizi emanet ettiğimiz çocuklarımız bizler için çok değerlidir; bu nedenledir ki onların sağlıklı büyümesini her daim takip altında tutmamız gerekir

News Image
Yayın Tarihi 05-27-2015 News Image

İstanbul’un mühürlü sureti; Yeraltı dehlizleri

Yeraltından gelen sesler sizi ürkütmesin. Binlerce yıllık mirasın yankıları onlar.

Bugün İletişime Geçin

Read More About Us

Bugün yüzleşmediğiniz şeyler daha sonra tekrar karşınıza çıkar, genellikle de başlangıçtaki şartlardan iki kat daha zor bir şekilde.

Bugün İletişime Geçin

Bugün yüzleşmediğiniz şeyler daha sonra tekrar karşınıza çıkar, genellikle de başlangıçtaki şartlardan iki kat daha zor bir şekilde.

İSTANBUL

San Francisco

Oğuzhan Sk No:10-4, Emniyetevleri Mh. 4.Levent
34398 Kağıthane/İstanbul,

EMAIL: ozde@ozdeyayincilik.com

TELEFON: 0(212)270 9634

TEŞEKKÜRLER!
Mesajınızı aldık.
Contact Name
Contact Email
Phone Number
Website
Project Budget
Timeframe
You're interested in?
How did you hear about us?
Read More About Us

Project Page With Video

Published on January 21st by Admin Category: Photography, Website Design Tags: minimal, web, design, inspiration

Sit sagittis aliquet cras, rhoncus cras arcu odio risus a, auctor urna. Mus magna pulvinar, velit turpis parturient! Proin et. Enim mid proin mid eu augue odio elementum? Placerat sit? In pulvinar a in a, et, proin?

Sit sagittis aliquet cras, rhoncus cras arcu odio risus a, auctor urna. Mus magna pulvinar, velit turpis parturient! Proin et. Enim mid proin mid eu augue odio elementum? Nunc odio ac! Dapibus et. Nec!

Sit sagittis aliquet cras, rhoncus cras arcu odio risus a, auctor urna. Mus magna pulvinar, velit turpis parturient! Proin et. Enim mid proin mid eu augue odio elementum? Dapibus et. Nec! Aliquam hac, porttitor? Hac dis!

Project Details
Design
Development
Client Details

Sit sagittis aliquet cras, rhoncus cras arcu odio risus a, auctor urna. Mus magna pulvinar, velit turpis parturient! Proin et. Enim mid proin mid eu augue odio elementum? Placerat sit? In pulvinar a in a, et, proin? Sit sagittis aliquet cras, rhoncus cras arcu odio risus a, auctor urna. Mus magna pulvinar, velit turpis parturient! Proin et. Enim mid proin mid eu augue odio elementum? Nunc odio ac! Dapibus et. Nec! Aliquam hac, porttitor?

Sit sagittis aliquet cras, rhoncus cras arcu odio risus a, auctor urna. Mus magna pulvinar, velit turpis parturient! Proin et. Enim mid proin mid eu augue odio elementum? Nunc odio ac! Dapibus et. Nec!

×
Project Image

Acentem Sigorta Aracıları Derneği Dergisi

Yayın Başlangıç Tarihi 27 MAYIS 2015 Kategori: Kurumsal Yayıncılık

×
Project Image

Peki neden ÖZDE?

Yayınlama Tarihi 26 MAYIS 2015 Kategori: Kurumsal

İletişim fakültesinden mezun olduğumuzda çalıştığımız kurumlarda deneyim kazanıp, uzmanlaşmaktı hedefimiz. Şimdi aradan yıllar geçti ve hedefler aşıldıkça yerine yenilerini koyma mecburiyetini taşıdık hepimiz. İşte böyle doğdu Özde Yayıncılık; yeni hedeflere ulaştığımız ve ulaştırdığımız özgün bir hayalin ete kemiğe bürünmüş hali.

Ürün ve hizmet kalitesinden bahsediyoruz, peki ya ilişkilerimizin kalitesinden, iletişim kalitesinden, birbirimize karşı verdiğimiz sözlerin kalitesinden ne haber. Max de Pree

Neticeye ulaştıran doğru bilgilerle çizdik yolumuzu. Bizi biz yapan yıllardır yitirmediğimiz heyecan ve çalışmaya olan inancımız. Özde Yayıncılık, en iyi ne yapabiliyorsa onu vaat ediyor iş ortaklarına. Eğer hedefiniz ortaya koyduğunuz değeri en etkin şekilde aktarmaksa kitlelere, hoş geldiniz, iyi ki varsınız…

Başarımız sözcüklerle değil, yaptığımız işlerle ölçülüyor. Bu nedenle Özde koyduk ismimizi. Ve sözün ÖZÜ, hoş geldiniz başarımıza ortak olmaya.

×
Project Image

Doğa sporlarının cazibe merkezi Nepal’i keşfetmeye ne dersiniz?

Yazı ve fotoğraflar: Gezgin Yazar İhsan Önder

Anabilim Eğitim Kurumları Kurumsal İletişim Müdürü İhsan Önder’in yeni kitabı HindistaNepal, İstanbul’dan Delhi’ye oradan da Nepal’in Pokara ve Katmandu şehirlerine uzanan soluksuz bir macera sunuyor. İhsan Önder, rehber niteliğindeki bu gezinin bir bölümü olan Nepal’e yolculuk hikâyesini bizimle paylaştı.

Nepal, yaklaşık 30 milyon nüfusuyla görkemli Himalayalar’ın eteklerinde kurulmuş, dünyadaki üçgen şekilli tek bayraklı ülke. Her ne kadar Budizm’in doğduğu topraklar olsa da halkının yüzde 80’i Hindu. Yakın zaman önce çok partili sisteme geçen Nepal, kişi başına düşen 240 dolarlık gelirle dünyanın en fakir ülkelerinden biri. Yeryüzündeki sayıları 14’ü bulan, 8 binin üzerinde yüksekliğe sahip dağların sekizi bu ülkede. Bu da dağcılığa gönül vermiş herkes için Nepal’i ve özellikle Katmandu’yu cazibesini sürekli koruyan bir rüya ülkesi haline getiriyor. Sadece Everest’e ev sahipliği yapıyor olmak bile Nepal’i özel kılıyor. Katmandu’da şehir gezgini de olabilirsiniz; aksiyonu bol doğa sporlarını da yapabilirsiniz. Özellikle turistik Tamel bölgesinde, zamanınıza ve bütçenize göre şekillendirebileceğiniz onlarca alternatif sunan turizm acenteleri hizmet veriyor.

Dağcılık dışında, dağ yürüyüşü, rafting, yamaç paraşütü, safari, kaya tırmanışı, dağ bisikleti ve kalbiniz yeterince dayanıklıysa bungee jumping, size unutamayacağınız deneyimler yaşatıyor. 2000 yılı aşkın bir geçmişe sahip şehir, Katmandu vadisinde yer alan, Patan ve Bhaktapur ile birlikte üç tarihi yerleşim yerinden biri. Birbirine neredeyse yürüme mesafesinde olan bu üç şehrin tarihi dokusuna dokunmak için birkaç günden başlayıp bir haftaya kadar uzanan bir gezi planlaması yapılabilir.

Şimdi en başa dönelim, Katmandu macerasının en başına. Katmandu’ya havayolu veya karayoluyla gelebilirsiniz. Ben zor ama keyifli yolu tercihettim. Hindistan’ın Varanasi şehrinden başlayıp, içinde bir gece konaklamanın da olduğu yaklaşık 33 saatlik kara yolculuğu, yol boyunca tanık olduklarım, gözlerime ve ruhuma çok iyi geldi. Jeep ile başlayıp iki ülkenin sınır kasabası Sonoli’den itibaren Tata midibüslerle devam eden yolculuğun son durağı Katmandu oldu. Katmandu’ya gelen her yabancı soluğu önce Tamel’de alıyor. Bizim Sultanahmet’in Tarlabaşı ile Tahtakale versiyonu diyebiliriz. Tamel’de ne ararsanız bulmak mümkün. Lüksünden hesaplısına oteller, esnaf lokantaları, hediyelik eşya dükkânları, outdoor mağazaları, masaj salonları, barlar, gece kulüpleri ve daha neler neler.

Aşk ve barış kenti: Katmandu
Nepal’in bir başka güzel şehri Pokara’ya geçmeden önce Katmandu’da geçirecek birkaç günüm var. Tamel’in dar sokaklarına dağılmış bir dolu otelden gözümü kestirdiğim birine giriyorum, fena değil.

Sonoli’de tanıştığım İngiliz Paul de benimle. Çantaları bırakıp kısa bir duşun ardından Tamel’i keşfetmek için sokaklardayız. Neyse, çok geçmeden birinde karar kılıyoruz. İçerisi karanlık, sahnede Nepalli bir grup rock parçaları çalıyor. Hemen yan masada 60’lı yaşlarda kadınlı erkekli bir grup. Biraz dikkatli bakınca 68 kuşağının çiçek çocukları oldukları, buraya nostalji rüzgarıyla geldikleri belli oluyor.

Herkes Nepalli grubu, bense onları seyrettim çaktırmadan. 40 yıl önceki hallerini düşündüm. Acaba o zaman Katmandu nasıl bir yerdi? Çiçek çocukları için anlamı neydi? Ben o günlere yetişemedim ama yetişen biri Yazar Mehmet Yaşin, Katmandu’yu gençlik yıllarının aşk ve barış kenti olarak tanımlıyor.

Bu şehrin Türklerin bilgi dağarcığına girmesi 70’li yıllara rastlıyor. Sultanahmet’ten kalkan rengârenk otobüsler, Nasuh Mahruki’nin deyimiyle, Taksim’e gider gibi yolcu toplaya toplaya, Katmandu’ya kadar upuzun, macera dolu bir yolculuğa çıkarmış. Hippileri, Katmandu’ya en çok ne çekerdi bilmiyorum. Dünya barışı bahanesiydi de, aşkı mı arıyordu Batılılar bu uzak masal ülkesinde?

Zamanda yolculuğa çıkmış bir kâşif gibiyim
Sabah ilk iş, eli yüzü daha düzgün bir otel bulmak oldu. Yeni adresimiz Happy Home Guest House. Bakına bakına rehber kitabı takip ederek, bazen de yerel halka sorarak ilkini bir buçuk saatte tamamladım. Tek kelimeyle mükemmeldi. Gezinin, irili ufaklı bir dolu Budist tapınağı görmenin yanında halk pazarının tam ortasında kalmak gibi hoş sürprizleri de oldu. Arka sokaklara dalmak paha biçilmez bir deneyim.

İlk defa bastığınız topraklar, hele ki dünyanın bambaşka coğrafyalarında çok bilinmedik bir ülke ise, insana tarifi imkânsız bir mutluluk hissi veriyor. Kendimi zamanda yolculuğa çıkmış bir kâşif gibi hissediyorum. Yalnız bir kâşif. Zaman durmuş, sadece ben varım. Her sokak başında yeni bir deneyim. Tam birine alışmaya çalışırken az öncekini unutturan yeni bir tanesi. Usta ellerden çıkmış, gerçek zanaat ürünü stupalar, hararetli bir sohbete dalmış iki sevimli rahip, üzerine sinekler yapışmış etleri derme çatma mahalle dükkânında satmaya çalışan kasap, kulağımda patlayan motosiklet egzozu, zihnimde zaman ve mekân kavramını bulanıklaştırıyor.

Küçük nefes alma anlarında bol bol fotoğraf çekiyorum. Yürüyüş Tamel’in güneyinden başlıyor. Aslında Tamel ile şehrin önemli simgelerinden Durbar Square arasındaki en iyi rota demek yanlış olmaz. Nepali dilinde saray anlamına gelen Durbar, şehrin sarayının bulunduğu meydana adını veriyor.

Her şehirde bir saray olduğunu düşünürsek her şehirde bir Durbar Meydanı olduğunu söyleyebiliriz. Ben geldiğimde fazla kalabalık değildi. Meydandaki Budist stupası ve Hindu tapınağı, birbirlerine yüzyıllardır göz kırpıyor. Sarayların gölgesinde oturup, yarım saat kadar sessizliği dinledim. Elimdeki notlar, meydanın eski şehrin tam kalbi ve Katmandu’nun en göz alıcı arkeolojik eserlerinin bulunduğu nokta olduğunu söylüyor. UNESCO tarafından 1979 yılında kültür mirası listesine alınmış olan meydanda bir başka görülmesi gereken yer hiç şüphesiz 12. yüzyılda yapılmış, dünyanın en eski ahşap binası Kasthamandap.

Büyük törenlerden önce halkın dinlenmesi için inşa edilen bina, daha sonra bir tapınağa dönüştürülmüş. Hayranlık uyandıracak zarif ahşap işçiliğinde, bu toprağın insanlarının sanatsal gücünü görmek, ince ruhunu hissetmek mümkün.

“Güzel Şehir” Patan’dayız
Takip eden gün rotamız, Katmandu vadisinin ikinci büyük şehri Patan oldu. Topu topu 3-5 dolara taksiyle veya minibüsle de gidebilirsiniz ama tavsiyem, bizim yaptığımız gibi yürüyerek gitmek olacak. Toplam süre bazen dolambaçlı yollardan, bazen yokuş yukarı olmak üzere 2-3 saati buluyor ama inanın buna fazlasıyla değiyor. Sanskritçe adı güzel şehir. Adına yakışır bir etki bırakıyor üzerimizde. Newari mimarisinin en güzel örneklerinin bulunduğu Patan’ı hakkıyla gezmek için bir tam günü ayırmak gerekiyor. Şehrin dört bir yanında yükselen anıtların Budist İmparator Ashoka tarafından 250 yıllarında dikildiği biliniyor. Patan’da gerçek anlamda inşaat patlaması ise 16. ve 18. yüzyıllar arasında yaşanmış.

Hayranlıkla seyrettiğimiz eserlerin birçoğu bu döneme ait. Newariler’in çok önemli sanatçı ve mimarlar yetiştirip, dünya sanat tarihine geçecek eserler kazandırdıkları biliniyor. Patan’ın turist kaynayan Saray Meydanı’ndan kaçıp arka sokaklara dalmak özellikle tavsiye olunur.

Maymun Tapınağı’ndan Katmandu’yu izlemek…
Katmandu’daki son gezi rotamız, şehre dört kilometre mesafedeki Maymun Tapınağı oldu. Şehre hâkim dik bir tepede kurulan tapınağa 350 basamakla çıkılıyor. Tepeyi çevreleyen sık orman, maymunların yaşam alanı. İsmini de tahmin edileceği üzere bu maymunlardan almış. Tamel’den buraya yine yürüyerek ama bu defa epey kaybolarak geldik. Oldukça geniş basamaklara sağlı sollu dilenciler, satıcılar sıralanmış. Fotoğraf makinemizle cennete düşmüş gibiyiz. Her köşe o kadar renkli ki! 75 rupi ödeyerek ziyaret edebileceğiniz tapınak, Nepal’in tüm sembollerinin görülebileceği eşsiz bir yer. Daha fazla sevaba gireceklerine inandıkları için Budistler, onca yorgunluğu göze alarak tapınağa merdivenle çıkmayı tercih ediyor. Batı yönünden arabayla çıkmak da mümkün.

Son basamağı attığımızda bacaklarımızda derman kalmamıştı. 2000 yıl önce yapılmış tapınak, Katmandu vadisinin etkileyici manzarasını çıplak gözle görebileceğiniz en güzel noktalardan biri. Meydandaki büyük beyaz boyalı, altın kubbeli, üzerinde dua bayrakları sallanan stupanın üzerinde Buda’nın gören gözleri resmedilmiş. Otantik havayı soluyorum adım adım. Çevrelerine aldırış etmeden ibadet eden yetişkin ve çocuk Budist rahipler, turistlerin olduğu kadar yerli halkın da ilgi odağı. Tapınakta en çok onların fotoğrafı çekiliyor. Özellikle tapınağı gezmek için gelmiş Budist aileleri, dua çemberlerini çevirirken veya mum yakarken seyretmek çok ilginç. Hepsi dinsel ritüel esnasında kendilerinden geçiyor. Dua çemberlerini çevirirken bir taraftan da Om Mani Padme Hum mantrasını tekrarlıyorlar.

Tercümesi aşağı yukarı şöyle bir şey: “Nilüfer çiçeğinin içindeki mücevher.” Nilüfer, Budizm’de sonsuz aydınlanmayı ve saflığı simgeleyen kutsal çiçek. Bu cümle her tekrar edildiğinde, kişinin merhamet, sevgi kavramlarına konsantre olduğu ve diğer bütün olumlu duyguları tüm kalbinde hissettiği düşünülür. İnanılan o ki, dua tekerlekleri döndükçe üzerinde yazılı Buda öğretileri, dualar, mantralar ve bu olumlu duygular tüm evrene yayılacak. Katmandu’ya gelen insanların çoğu birkaç günlük de olsa bir outdoor faaliyetine katılıyor. Zamanım kısıtlı olduğu için bu defalık olmadı. Kısmet olur mu bilmem, zaman gösterecek.

Şu birkaç günlük Katmandu gezimden hafızama kazınanlarsa, her daim gülümseyen yüzleriyle fakir ama mutlu Nepalliler, turuncu elbiseleriyle Budist rahipler, görkemli mimari yapılar ve ülke topraklarına girdiğiniz andan itibaren sizi sarmalayan, bir film karesinin içindeymişsiniz hissi veren mistik hava oldu. Özetle, dünyanın bu en özgün şehirlerinden biri olan Katmandu, dünyada görülecek listenizde mutlaka olmalı.

×
Project Image

Sağlıklı ve verimli bir yaşam için öfkenizi kontrol altında tutun

Yazı: Yaşam Koçu Emrah Çiftçi

Özellikle büyük şehirlerde hayat telaşı ve günlük koşuşturmalar evde, işte yani hayatın her alanında bizi tahammülsüz bir hale getiriyor; dolayısıyla sık sık öfkeleniyoruz. Aslında normal bir duygu olan öfke, kendimize ve çevremize zarar verdiğimizde kontrolü gerekli kılıyor.
Öfke, doyurulmamış isteklere, istenmeyen sonuçlara ve karşılanmayan beklentilere verilen, son derece doğal, evrensel ve insani bir duygusal tepkidir. Diğer yandan, belki de en zarar verici olabilen duygusal yaşantı olarak da tanımlanabilir.

Kontrolsüz öfkenin hem birey hem de toplum üzerinde inanılmaz bir etkisi vardır. Öfke genellikle suça ve şiddete yönelik davranışlarla ilgili olarak eş ve çocuk tacizi örneklerinde toplu şiddet olgularında kendini göstermektedir. Bununla birlikte öfke, kişilerarası sorunlu ilişkilere, boşanmaya, çalışma yaşamında üretkenliğin ve işlevselliğin bozulmasına, fiziksel ve ruhsal sağlıkta önemli sorunlara neden olabilmektedir. Günlük yaşam içinde bu duygu temelde en az iki kişinin mutsuzluğuna neden olmaktadır.

Öfke hem yöneldiği hedefi hem de kaynağını olumsuz bir yaşantı içine sokmaktadır. Öfkenin tüm olumsuz sonuçlarına rağmen, aslında, kişiyi uyarıcı, koruyucu veya harekete geçirici olan işlevleri, bu duygusal yaşantının, yaşamın devamı için ne kadar önemli olduğuna işaret etmektedir.

Doğada birçok canlının yaşamını sürdürebilmesi için, kendisi için var olan tehditlere karşı uyarılması ve kendisini korumak, yaşamda kalabilmek ve türünü sürdürebilmek için saldırgan davranışlar gösterebilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla öfke bir taraftan organizmayı bir problem olduğu konusunda uyarırken, diğer taraftan da organizmanın kendisine zarar verici veya saldırgan davranma eğiliminin farkına varması konusunda etkin bir oynar.

Öfke nedir ve ne işe yarar?
- Öfke, son derece normal ve yaşamın sürdürülmesi için gerekli bir duygudur.
- Öfke duygusal bir tepkidir.
- Öfke uyarıcı bir işarettir.
- Öfke kişiyi tehditlere karşı uyarır ve kendisini korumasına olanak sağlar.
- Öfke, yeni öğrenmeler için motivasyon kaynağıdır.
- Öfke sınırlandırılabildiği sürece sağlıklıdır ve işe yarar.
- Öfke, kontrol edilmediğinde kişinin kendisi ve çevre için zararlı olabilir.
- Öfkenin sağlıklı ve işe yarar olabilmesi için inkâr edilmemesi, bastırılmaması ve öncelikle kabul edilmesi, tanınması ve kontrollü bir biçimde ifade edilebilmesi gerekir.

Öfke ne değildir?
- Öfke bir problem çözme aracı değildir.
- Öfke bir öç alma ve intikam yolu değildir.
- Öfke başkalarını suçlama biçimi değildir.
- Öfke şiddet göstermek ve suç işlemek için bir neden değildir.
- Öfke başkalarını kontrol etme yolu değildir.
- Öfke bir haklı olma yolu değildir.

Öfke sırasında ortaya çıkan ve öfkeyi tanıtan belirtiler ve işaretler nelerdir?
Öfke açıkça ve doğrudan gözlenebilen sözel ve davranışsal belirtiler yoluyla gösterilebileceği gibi, yine davranışsal ya da sözel olarak, doğrudan olmayan yollarla da ifade edilebilir. Tokat atma, tekme atma, vurma, yüksek sesle konuşma, küfür etme ya da tehdit etme, aşırı eleştirel olma, hata arama, tartışmacı ve saldırgan bir tavır içinde olma, isim takma, suçlama, alay etme, dedikodu yapma, şüphecilik, önyargıyla yaklaşma, öfke nöbetleri geçirme gibi açıkça, kişinin başkalarını incitmeyi ya da çevreye zarar vermeyi istediğini gösteren sözel ve fiziksel tacizler genellikle öfkenin doğrudan görülebilen belirti ve işaretleridir.

Başkalarından uzak durma ve onlarla işbirliğini reddetme, sessizlik, unutkanlık, psikolojik kaynaklı bedensel hastalıklar, depresyon ve suçluluk duyguları, kazaya yatkınlık, işbirliğine karşı direnç, bağımlılık davranışları, aşırı alttan alma, ağlama, şiddete ve suça yönelik fanteziler içinde bulunma, yoğun bir rahatsızlık ve stres altında olma duygusu, mutsuzluk ve gerginlik, küskünlük ve ruhsal acı çekme duygularının varlığı gibi belirtiler ise öfkenin dolaylı olarak ifadesini içeren belirti ve işaretlerdir.

Öfke ile neden baş etmeliyiz?
Öfke uygun bir biçimde ifade edildiğinde son derece sağlıklı bir duygudur. Ancak tersi durumlarda yıkıcı etkilere yol açabilir. Öfke, çocuk istismarı ve ev içi şiddet, fiziksel ve sözel taciz gibi sorunlarda görülebileceği gibi birçok kişisel ve sosyal problemin ortaya çıkışında rol oynar. Öfke kişiler arası ilişkilerde problem yaşanan birçok durumda önemli bir etkendir ve bireylerin iş ve aile yaşantılarına ilişkin ciddi sorunların ortaya çıkmasına neden olur. Öfke ile etkin bir şekilde baş edememe ve kısıtlı problem çözme becerileri nedeniyle birey sosyal ilişkilerden kaçınır.

Öfkeyle etkin bir şekilde baş edememe sonucunda kişilerde sigara kullanımı, madde bağımlılığı, yeme bozuklukları ve depresyon gibi sorunlar açığa çıkabilir. Öfkeyi kontrol etmeyle ilgili sorunları olan bireyler sıklıkla diğer duygularını da uygun bir şekilde ortaya koyma güçlüğü çekerler ve bu durum kişilerde gerginlik ve stres gibi ruh sağlığını tehdit eden kronik problemler ortaya çıkabilir. Uygun yollarla ifade bulamayan öfke ve saldırganlık ve düşmanlık duyguları kişilerde ciddi sağlık problemleri ortaya çıkarabilir. Özellikle kalp damar hastalıkları ve mide bağırsak sistemi hastalıkları ihtimali artar.

Öfke kontrolü için neler yapılabilir?
- Kendi öfkenizi tetikleyen durumları ve öfkenizin biçimlerini tanımlayın.
- Kendi kendinizi sakinleştirmeye yönelik egzersizleri sürekli ve düzenli olarak yapın.
- Derin nefes alın, nabız atışlarınızı ve nefesinizi kontrol altına alın.
- Kendinize, sizi sakinleştirecek cümleler söyleyin.
- Kendinizi, kontrol etme konusunda kararlı olun. Şiddete yönelik davranışları asla kabul edilebilir çözümler olarak değerlendirmeyin.
- Öfke duygusuna evet ancak bu duyguyla davranmaya hayır; bağırmayın, vurmayın.
- Çevrenizdekileri öfkelendiğinize dair bilgilendirin.
- Kendinize zaman tanıyın. Eğer mümkün ise, kendinizi öfkeli olduğunuz ortamdan hemen uzaklaştırın ve sorunla ancak kontrolünüzü yeniden kazandığınızda uğraşın.

×
Project Image

Halkına gülmeyi öğreten adam; Kemal Sunal

İnek Şaban’ın o koca gülümsemesi, Zübük’ün şiirsel kurnazlığı ve daha niceleri. Bu eşsiz filmler 40 yıl öncesinin Türkiye’sinde çekilmiş olsa da bugün bile bize hiç yabancı gelmiyor. Kemal Sunal filmleri, zamanın o kalın delikli kalburundan akmamakta direniyor.
Yorucu bir iş gününün ardından yoğun trafiği de geride bıraktınız ve nihayet evinize ulaştınız. Ancak günün stresi halen zihninizi meşgul ediyor. Televizyon izleyerek biraz rahatlamak istiyorsunuz ama bu defa da birbiri ardına olumsuz haberler, devamlı değişen gündem, üçüncü sayfa haberleri ve sıkıcı dizler… İşte tam o sırada gülen bir yüz yetişiyor imdadımıza; kendine has mizahıyla oluşturduğu o güzel evrene dalıp gidiyoruz Kemal Sunal’la birlikte. Bu öyle bir evren ki, ne kadar kötülük, ne kadar hüzün ve ne kadar olumsuzluk varsa eninde sonunda yenik düşüyor Sunal’ın zekâsına.

Kemal Sunal filmleri gerçekten de bir halkın psikolojisini dengeleyen, sihirli bir role sahip. Üstelik zamansız bir adam Kemal Sunal, birkaç nesil birden hep birlikte onun esprileriyle gülüp, hüzünlü sahnelerinde gözyaşı dökebiliyor. Çok az sinema sanatçısına nasip olacak o özel etkisiyle Kemal Sunal, 14 yıl önce aramızdan ayrılsa da hemen her gün oturma odamıza misafir olup, ülke gerçeklerini mizahın zengin diliyle yorumlamaya devam ediyor. Türkiye’nin gelmiş geçmiş en iyi komedyeni hatta çoğu kişiye göre en iyisi olan Sunal, filmlerindeki kadar ilginç bir yaşamın kahramanı aynı zamanda.

Bir efsane doğuyor
İstanbul’un çetrefilli ama yaşamanın da damakta tat bıraktığı yıllara gidiyoruz önce. Bugün tanıdığımız İstanbul’dan çok uzakta bir İstanbul var. O eski İstanbul kültürünün halen ayakta olduğu, göçün ağırlığı altında ezilmemiş 40’lı yıllar… Ve Küçükpazar semtinde bir çocuk dünyaya geliyor, adı Kemal. İşçi bir babanın ve ev hanımı annenin üç oğlundan biri olan Kemal, çekingen içine kapanık bir çocukluk geçiriyor. Hatta öyle ki, okula başladığında birkaç gün annesiyle beraber gidiyor okula.

Yıllar geçtikçe ve Kemal’in iç dünyası geliştikçe o içe kapanık ruh hali yerini neşeli, eğlenceli, çevresine enerji veren bir insana bırakıyor. Lisede tiyatroya olan ilgisini keşfeden Kemal, bu özelliğiyle öğretmenlerinin de dikkatini çekiyor. Felsefe öğretmeni Belkıs Bakır, kendisini tiyatronun içinde yer alan isimlerle tanıştırmayı teklif ettiğinde buna önce babası karşı çıkıyor; çünkü bugün olduğu gibi o günlerde de öncelik para kazanıp, iyi bir gelecek kurmakta. Balkır’ın sanatçıyı Müşfik Kenter’le tanıştırması aynı zamanda bir dönüm noktası oluyor.

Kenterler Tiyatrosu’nda profesyonel olarak sahneye çıktıktan sonra sırasıyla, Ulvi Uraz Tiyatrosu'nda, Ayfer Feray Tiyatrosu ve Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nda görev alan Sunal, Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nda kendisini izleyen Ertem Eğilmez tarafından beğenilince 1973 yılında Ertem Eğilmez'in yönettiği Tatlı Dillim adlı filmde uzun boyundan dolayı basketbolcu olarak beyazperdeye transfer oldu ve hayatı değişti.

İnek Şaban, Süt kardeşler, Çöpçüler Kralı, Davaro ve Sakar Şakir Filmlerinde canlandırdığı karakterler sayesinde 7'den 70'e herkesin sevgisini kazanarak unutulmaz bir sanatçı haline gelen Kemal Sunal, filmlerde çoğu zaman saf, şanslı ama iyi yürekli karakterlerin rollerine girdi. 1974 yılında evlendi. Ali Sunal ve Ezo Sunal adlarında, biri erkek diğeri kız iki çocuğu oldu. 1977'de Antalya Film Festivali'nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü aldı.12 Eylül öncesi dönemde yarım bıraktığı üniversiteyi, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü'nden mezun olarak 1995 yılında bitirdi ve yüksek lisans yapmaya başladı. Yüksek Lisans tezi komedyen kimliği ile Kemal Sunal'ın ve filmlerinin incelenmesini içeriyordu. Yüksek lisans tezi 2005 yılında ailesi tarafından "TV ve Sinemada Kemal Sunal Güldürüsü" ismi ile kitap haline getirilip yayınlandı.

Kemal Sunal’ın “Hababam Sınıfı”nda canlandırdığı İnek Şaban, hem Türk sinema tarihinin en komik karakterlerinden biri oldu hem de sanatçının kariyerini şekillendiren bir marka haline geldi. Şaban’ın alameti farikalarından biri de gülüşü, bakışı kadar ‘eşşoğlueşşek’ demesiydi. Küfürlü, argo konuşmalar yüzünden çoğu kez filmleri sansüre takılır ama halkın gönlündeki tahttan kimse indiremez onu.

Neredeyse 10 sene boyunca sadece canlandırdığı kahramanlar değil, rol aldığı filmler de çoğunlukla Şaban ismini taşıdı. Bu bazen tuhaf durumlar da ortaya çıkartıyordu. Örneğin “Atla Gel Şaban” filminde Sunal’ın canlanladırdığı karakterin adı Niyazi olmasına rağmen filmin adında Şaban geçmekteydi. Yine “Gerzek Şaban”da Sunal’ın canlandırdığı iki farklı karakterin de adı Şaban değildi. Şaban’lı filmler furyası, 1985’te Kartal Tibet yönetiminde arka arkaya çektiği “Şaban Pabucu Yarım”, “Şen Dul Şaban” ve “Gurbetçi Şaban” ile sona erdi. Bu tarihten sonra sanatçının kariyeri olgunluk dönemine girecek, o zamana kadar salt komediyle ifade ettiği eleştirilerini, dram yönü ağırlıklı yapımlara kaydıracak; belli bir karakterin boyunduruğundan çıkarak birbirinden farklı kahramanların hüzünlü ruh hallerine bürünecekti.

Yıllarca Şaban kimliğiyle seyirciyi güldüren Sunal, olgunluk döneminde rol aldığı yapımlarda kendi personasına meydan okudu ve kariyerinin en dokunaklı filmlerine imza attı. Kariyerinde 80’den fazla filmde rol alan Kemal Sunal, 90’lar boyunca sinemadan uzak kaldı. O dönemde Saygılar Bizden, Şaban Askerde, Bay Kamber ve Şaban ile Şirin adlı televizyon dizilerinde seyircisiyle buluştu. 1998’de 35. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Fatma Girik ve Memduh Ün ile birlikte Yaşam Boyu Onur Ödülü’ne layık görüldü. 1999’da Sinan Çetin imzalı “Propaganda” ile beyazperdeye geri dönen sanatçı, hemen ertesi sene yeni filminin hazırlıklarına başladı. Bu sefer Ali Özgentürk’ün yöneteceği “Balalayka”da rol alacaktı. 3 Temmuz 2000’de çekimlere katılmak üzere saat 07.05’te Trabzon’a gitmek için uçağa alındığı sırada kalp krizi geçirdi ve halkına o unutulmaz gülümsemesini bırakarak hayata veda etti.

Kemal Sunal, yeri doldurulamayacak bir boşluk bırakıp gittiğinde, filmleriyle yarattığı o toplumsal rehabilitasyonun da sona ereceği düşünülüyordu. Ama öyle olmadı; Kemal Sunal filmleri ölümünün ardından 14 yıl geçmesine rağmen hala büyük ilgi toplamaya devam ediyor. Peki niçin?

ktidarları ayakta tutan adam”
Kemal Sunal, yarattığı karakterler ya da tiplerle toplumun bir beklentisini karşıladı. Kemal Sunal güldürülerini hazırlayan buna bir zemin oluşturan, içinde bulunduğu toplumsal yapı, güldürüleri besleyen asıl noktaydı. Yani aslında onun aracılığıyla kendi gerçekliğimizin farkına varıyor, bu gerçeklerin yarattığı baskıyı da gülerek aşıyorduk.

Kemal Sunal, ilk dönemlerinde salt komedi filmlerinde oynamasına karşın, daha sonraki yıllarda sosyal içerikli filmlerde yer aldı. Özellikle Zübük filmi ile başlayan Kemal Sunal filmleri, içinde bulunduğu toplumsal yapıyı yansıtıyor ve filmlerinde düzeni eleştiren ciddi mesajlar veriyordu. Sunal’ın filmlerinde canlandırdığı tiplerin, günlük hayatta her zaman karşılaşılan sıradan halktan kişiler olması en büyük özelliğini oluşturuyordu. İyi niyetli, saf, temiz, kötülük düşünmeyen, sakar, saflığıyla işleri birbirine karıştıran, ancak zekâsıyla ya da tesadüfen işin içinden çıkıp, art niyetli kişilerin kötü yüzlerini ortaya çıkaran Kemal Sunal’ın yarattığı bu tipleme, sonuç itibariyle, izleyicinin gerçek hayatta bu yöndeki özlemlerini yansıtıyordu.

İletişim bilimci ve sosyolog Prof. Dr. Ünsal Oskay’a göre Kemal Sunal, Nasrettin Hoca çizgisini takip eden bir sanatçıydı. “Onun anlattığı tipler bizlerdik. Halkın sorunlarını, sıkıntılarını yansıttı. Kimseyi kırmadan, üzmeden, düzeni kızdırmadan eleştirdi. Gerçekçiydi, Türkiye’nin sorunlarının hemen değişmeyeceğini biliyordu. Buradan yola çıkarak ezilen, horlanan tipleri mizah dolu biçimde yansıtmada büyük başarı kazandı.

Kemal Sunal, kendi komedisinin halk tarafından can-ı gönülden benimsenmesini, televizyonlarda defalarca izlenmesini sosyo-ekonomik ve siyasi nedenlere dayandırırken bu görüşlerini şu sözlerle destekliyordu: “Kemal Sunal filmlerinin yüzüncü kez seyredilmesinin tek nedeni, halkın gülmek istemesidir. Ekonomik baskı altında zor günler geçiren vatandaş, evine geldiği zaman dışarıda yaşadıklarını unutmak istiyor. İktidarlar bugün ayakta kalabiliyorlarsa Kemal Sunal sayesinde oluyor. İnsanlar benim filmlerimi gördüğü zaman dertlerini unutup, neşeleniyorlar. Dolayısıyla ben insanların stres ilacıyım.”

Kemal Sunal, ölümünden önce verdiği son röportajda filmlerinin toplum üzerindeki etkisini şu şekilde yorumluyordu: “İnsanlar patlama noktasına geliyor. Beni üç kanalda birden görüyor, huzur buluyor. Kızgın seyretmeye başlayıp yumuşuyor, gülmeye başlıyor, iyice stresini atıyor, yatıyor. Sabah dün öyle bir şey olmamış gibi giyinip gidiyor işine. Ben, toplumsal patlamaların önünü alıyorum. Ben, gerilmiş insanları rahatlatıyorum, ondan sonrası beni ilgilendirmez. İktidarları ben getirmiyorum ki...”

×
Project Image

Metabolizmanızı hızlandırmanın sekiz yolu

Yazı: Uzman Diyetisyen Serkan Tutar

Düzenli ve hızlı çalışan bir metabolizma hepimiz sahip olmak isteriz. Çünkü hızlı çalışan bir metabolizma hem daha fazla kalori yakmayı hem kilomuzu kontrol altında tutmayı dolayısıyla sağlıklı bir yaşamı beraberinde getiriyor.

İnsan vücudunu, işleyen en mükemmel donanım sistemi olarak tanımlayabiliriz. Her gün birbirine bağlı olarak çalışan birçok sistem bulunan vücudumuzda düzenli ve hızlı çalışan bir metabolizma hepimizin isteğidir. Metabolizmayı hızlandırmanın birçok yöntemi bulunmaktadır. Hızlı bir metabolizma ise daha fazla kalori yakımı ile doğru orantılıdır. Genel olarak erkeklerin kas kitlesinin yüksek olması nedeniyle vücutları daha fazla kalori yakar. Çoğu insan için 40 yaşından sonra metabolizma hızı yavaşlamaya başlar. Ayrıca genetik faktörlerde metabolizma hızı üzerine büyük etkisi var. Bunlara rağmen sizinde metabolizma hızınızı arttırabileceğiniz sekiz önemli nokta bulunmaktadır.

1Kas kitlesini arttırmak:
Kas kitlesi direk olarak kalori yakımı ile doğru orantılıdır. Eğer kas oranınız normale göre yüksek ise metabolizma hızınız olması gerekenden daha yüksek olduğu anlamına gelmektedir. Gün içerisinde yapılacak düzenli egzersiz ile kalori yakımını iki katına yakın arttırabilirsiniz. Egzersizin düzenli yapılması buradaki en önemli unsurdur. Çünkü yapmış olduğunuz egzersizde o anda yakılan kaloriden çok metabolizmanın aktif olarak sürekli çalışması daha önemlidir. Uzun süre ama daha orta tempo ile yapılan egzersizin, hızlı tempo ile daha kısa süre yapılan çalışmalara göre daha verimli sonuçlar vereceğini de unutmamalısınız.

2Su ile fazla yakıt:
Bedeninizin işlevselliğini devam ettirebilmesi için suya ihtiyaç duyar. Hatta hafif susuz iseniz metabolizmanız yavaşlayabilir. Yapılan bir çalışmada günde 8 bardak su içen kişilerin vücutlarının yakmış olduğu kalorinin 4 bardak içenlere göre daha fazla olduğu gösterilmiştir. Gün içerisinde alınan sıvı miktarına taze sebze ve meyvelerinde katkı sağladığını unutmadan bunları da günlük beslenme programınızda bulundurmanız önemlidir.

3Kontrollü taurin alımı önemlidir:
Birçok enerji içeceği içerisinde bulunan kafein nedeni ile metabolizma hızlandırıcıdır. Ayrıca bazı enerji içecekleri içerisinde taurin bulunmaktadır. Bu madde yine kişinin metabolizmasının ciddi anlamda hızlanması için önemlidir. Ancak bu içecekler yüksek tansiyona, anksiyeteye ve uyku sorunlarına neden olabilir. Bu nedenle Amerika Pediatri Akademisi çocuklar ve gençler için bu içecekleri önermez. Eğer enerji içeceği kullanacaksanız doktor veya diyetisyeninize kesinlikle danışmalısınız.

4Günahsız Atıştırmalıklar:
Sık besin tüketilmesi kilo alımına neden olabilir. Ama bu tüketmiş olduğunuz besinin kalori ve besin değerleri ile doğru orantılı olarak değişebilir. Eğer yüksek kalorili atıştırmalıklar tüketirseniz kilo almanız kaçınılmaz olacaktır. Genel olarak ana yemeklerin arasının uzun süre açlık ile geçmesi metabolizma hızınızın yavaşlamasına neden olur. Sağlıklı ara öğün alternatifleri ile hem metabolizmanız hızlanacaktır hem de bir sonraki ara öğünde kalori alımı düşecektir.

5Baharat kullanın:
Baharatlı gıdalar metabolizmayı yüksek vitese almak anlamına gelmektedir. Kırmızı biber veya diğer baharatlardan toplamda ortalama bir çorba kaşığı olarak yemeğe eklenmesi metabolizma hızınızı arttırır. Bu metabolizma hızlandırıcı etki yapılan egzersiz gibi kalıcı bir metabolizma artışı sağlamasa da anlık işe yaradığı bilinmektedir.

6Protein tüketin:
Proteinli besinlerin termojenik etkileri karbonhidrat ve yağlara göre daha yüksektir. Yani proteinli besinler sindirilirken vücudumuz daha fazla kalori harcar. Bu durumda metabolizmanızın daha hızlı çalışmasını sağlar. Protein içeriği en yüksek olan besinler, yağsız sığır eti, hindi, balık, tavuk, fındık, yumurta, süt ve ürünleridir.

7Koyu kahve için:
Bir kahve tiryakisi iseniz sabah ritüeli olan kahve içiminin keyfini çıkarmalısınız. Çünkü kahve hem metabolizma hızlandırıcıdır hem de konsantrasyonu arttırır. Kahvenin metabolizma hızlandırıcı etkisi de baharatlar gibi anlık olmaktadır. Miktarına ve sıklığına dikkat ederek gün içerisinde kahve tüketebilirsiniz.

8Yeşil çay için:
Yeşil çay kateşin ve kafein içeriği nedeni ile metabolizmanın birkaç saat hızlanması için kombine fayda sunmaktadır. Yapılan araştırma göstermiştir ki egzersiz yapılmadan önceki zaman aralığında 2-4 bardak su, 2 bardak yeşil çay orta yoğunlukta bir egzersiz anında yüzde 17 kalori daha fazla yakıldığı gözlemlenmiştir.

×
Project Image

Çocuklarınızın büyümesini gözlemliyor musunuz?

Röportaj Yapılan: Dr. Çiğdem Sağ

Geleceğimizi emanet ettiğimiz çocuklarımız bizler için çok değerlidir; bu nedenledir ki onların sağlıklı büyümesini her daim takip altında tutmamız gerekir. Bu sayımızda, bu önemli konuyu ele almak istedik. Haydarpaşa Numune Hastanesi Çocuk Doktoru Çiğdem Sağ’a sorularımızı yönelttik.

Büyüme, basit olarak vücudun hem boy hem de işlev bakımından gelişmesi olarak tanımlanabilir. Büyüme, anne karnında başlar ve ergenlik döneminin sonuna kadar sürer. Büyüme çocukların sağlık durumlarını en iyi yansıtan ölçüdür. Bir araştırmacı, büyümeyi bir termometreye benzeterek “termometre nasıl hasta bir çocuğun ateşini gösterirse büyüme de çocuğun beslenmesini ve sağlığını gösterir” demiştir. Bu nedenle büyümenin izlenmesi doktorların olduğu kadar anne ve babaların da en önemli görevidir. Böylece çocuklarda büyüme geriliği erken dönemde saptanıp tedavi edilebilir.

Çocuklar nasıl büyürler?
Büyüme, kemiklerin uç kısımlarındaki büyüme plaklarının gelişmesiyle sağlanır ve bunun için üç önemli faktöre ihtiyaç vardır. Bunlardan ilki genetik faktörlerdir. Her çocuğun boyunu anne ve babasından geçen iki grup gen birbirinden bağımsız olarak etkilenir. Genler büyümenin ana kalıbını(çocuğun boyu ne kadar olabilir, ergenlik dönemine ne zaman girer gibi) verir. Genel olarak kız çocuklarının boyu annelerin boyu kadar, erkek çocukların boyu babalarının boyu kadar olur. Büyümeyi sağlayan ikinci faktör beslenmedir. Beslenme özellikle ilk iki yaşta olmak üzere bütün yaşlarda büyümeyi etkiler. Yetersiz beslenmenin en önemli bulgusu boy kısalığıdır. Büyümeyi sağlayan üçüncü faktör hormonlardır. Başta büyüme hormonu olmak üzere, tiroid hormonları ve cinsiyet hormonları büyümeyi düzenler.

Büyüme esas olarak üç döneme ayrılır. İlk dönem doğumdan iki yaşına kadardır ve bu dönemdeki büyümeyi en çok beslenme etkiler. İkinci dönem iki yaşla ergenlik dönemi arasıdır ve bu dönemde büyüme hormonu önem kazanır. Üçüncü ve son büyüme dönemi ergenlik dönemidir. Bu dönemdeki büyümeyi cinsiyet hormonları düzenler. Her çocuk bu dönemleri ve kendi büyüme eğrisini izleyerek büyür.

Çocuklar yılda kaç cm uzarlar? Boyları tahmin edilebilir mi?
Çocukların büyüme hızları yaşlarına göre değişir. Yenidoğan bir bebeğin boyu ortalama 50 cm’dir ve bebekler ilk yılda 25 cm, ikinci yılda 10 cm uzar. Daha sonra yıllık büyüme hızı giderek azalır. Çocuklar 3-4 yaş arasında yılda 7 cm, 5-6 yaş arasında yılda 6 cm, 6 yaştan ergenlik dönemine kadar yılda 5 cm uzar. Ergenlik döneminde ise “büyüme patlaması” olur ve bu dönem boyunca kızlar ortalama 15 cm, erkekler 20 cm uzar. Ergenlik dönemi bitiminde boy uzaması durur.

Çocukların boyları en kolay anne ve baba boylarına bakılarak tahmin edilebilir. Bunun için aşağıdaki formüller kullanılır:
Tahmini boy (kızlar için): Anne boyu+baba boyu-13/2
Tahmini boy (erkekler için): Baba boyu+anne boyu+13/2

Çocukların büyümesi nasıl izlenir?
Büyümesinin izlenmesi ve büyüme bozukluklarının erken saptanması için en iyi yöntem çocukların ağırlık ve boylarının büyüme izlem grafikleri üzerine işaretlenmesidir. Her çocuğun izlendiği sağlık ocağında, doktorunda veya ailesinde bir büyüme grafiği bulunmalıdır.

Genel olarak büyüme izlemi ilk iki yaşta ağırlık ölçülmesi ile yapılır. Bunun için ilk yılda her ay, ikinci yılda 2 ay aralıklarla, üçüncü yılda ise 3-4 ay aralıklarla çocuğun tartılması gerekir. Daha sonraki yaşlarda boy ve ağırlığın birlikte ve en az yılda bir kez değerlendirilmesi gereklidir.

Büyüme geriliği veya boy kısalığı nedir? Nasıl saptanır?
Büyüme geriliği veya boy kısalığı çocuğun boyunun yaşına göre normalden düşük olması demektir. Bir çocukta boy kısalığının olup olmadığını saptamak için öncelikle boyunun doğru bir biçimde ölçülmesi daha sonra da ülkemiz için geçerli boy standartlarıyla karşılaştırılması gereklidir. Bu standartlara göre boyu yüzde 3’ün altında olan bir çocuğun boyu kısa demektir.

Boy ve ağırlığı sürekli izlenen çocuklarda büyüme grafiğine bakarak boy kısalığını ve büyüme hızında normalden sapma olup olmadığını anlamak daha kolaydır. Bu konularda doğru karar verilmesi için bir hekimin yardımına ihtiyaç vardır. Ergenlik öncesi dönemde yılda 4.5-5 cm’den daha az büyüyen çocukların mutlaka bir hekimce değerlendirilmesi gereklidir.

Boy kısalığı nedenleri nelerdir?
Boy kısalığı nedenleri iki ana grupta toplanır. İlk grupta ailesel ve yapısal boy kısalığı bulunur ve bu grup normalin bir çeşidi olarak kabul edilir. Bir başka deyişle bu çocuklardaki boy kısalığı herhangi bir hastalığa bağlı değildir. Boy kısalığı olan çocukların yüzde 80’i bu grupta toplanır. İkinci grupta ise hastalıklara ve beslenme bozukluğuna bağlı boy kısalığı vakaları bulunur. Başta beslenme bozukluğu ve büyüme hormonu eksikliği olmak üzere birçok hastalık(böbrek hastalıkları, kansızlık, kalp ve akciğer hastalıkları vb.) boy kısalığına neden olur. Bunların yanında uzun süren ruhsal sorunlar da boy kısalığın sebebidir.

Bir çocuktaki boy kısalığının sayılan bu nedenlerden hangisine bağlı olduğunun erken dönemde saptanması çok önemlidir. Çünkü boy kısalığı altta yatan ciddi bir hastalığın bir bulgusu olabileceği gibi erken tanı her zaman iyi tedavinin önkoşuludur. Bu nedenle boy kısalığı olan çocukların “Büyüme ve endokrinoloji” ünitelerince değerlendirilmesi ve gerekli olanlarda ileri araştırmaların yapılması gereklidir.

Boy kısalığının tedavisi var mıdır?
Boy kısalığı olan bir çocuğun tedavisi boy kısalığı nedenine göre planlanır. Genel olarak ailesel ve yapısal boy kısalığı olan çocuklar için bir tedavi yoktur. Bu çocukların büyüme hızları yönünden izlenmesi gereklidir. Yapısal boy kısalığı olan çocuklar aynı zamanda ergenliğe de geç girerler. Bu çocuklardan 14 yaşına geldiği halde ergenliğe girmemiş olanlara ilaç vermek gerekebilir. Kalp, akciğer, böbrek gibi hastalığı olan çocuklarda bu hastalıkların tedavisi önemlidir. Günümüzde büyüme hormonu eksikliğine bağlı boy kısalığı olan çocukların boyları büyüme hormonu verilerek yeterli ölçüde uzatılır. Büyüme hormonu kullanabilmek için boy kısalığı olan çocukların titiz bir şekilde incelenmesine ihtiyaç vardır. Bu ilacın en çok büyüme hormonu eksikliğinde yararlı olduğu unutulmamalıdır.

Kaynak:
*Türkiye Milli Pediatri Derneği, Çocuklarda Büyüme Geriliği
*Prof. Dr. Şükrü Hatun, Kocaeli Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Endokrinoloji ve Diyabet Bilim Dalı

×
Project Image

İstanbul’un mühürlü sureti; Yeraltı dehlizleri

Yazı: Erdem Çağlayan

Yeraltından gelen sesler sizi ürkütmesin. Binlerce yıllık mirasın yankıları onlar. İstanbul’u çok özel ve gizemli kılan tünellerden bugüne ulaşabilenler şimdi yavaş yavaş gün ışığına kavuşmaya başlıyor. Bizler de bu esrarengiz ve bilinmeyen İstanbul’un izini sizler için sürüyoruz.

Ona bir kez bakan, havasını bir kez soluyan gayri ne mümkün ondan ayrılabilsin. İç içe geçmiş kadim kültürlerin, savaşların, barışların, aşkların ve ihanetlerin anavatanı burası. İnsana dair her şeyin zirvede yaşandığı, mutlulukların, hüzünlerin deryası; İstanbul. Nice yaşamlar gelip geçerken, ardında mutlaka bir hikâye bırakmış bu topraklarda. Üstelik bunlardan bazıları öyle ölümsüz ki, farkında bile olmadan her gün geçip gidiyoruz yanı başlarından. Çamlıca’dan ya da Galata’dan uzun bir bakış attığımızda gördüğümüz bu eşsiz şehir var ya, aslında sadece bir yansıma. Tıpkı kutuplardaki gibi güneşin hiç doğmadığı bir İstanbul daha var ayaklarımızın altında. Öylesine karanlık ve büyük ki, Hades bile hayranlıkla dolaşıyor koridorlarında. Sözcüklerle anlatmak çok zor olsa da, büyülü bir yolculuğa çıkıyoruz birlikte. Bir matruşka misali İstanbul var rotamızda; şehir içinde şehir ve gizem içinde gizem…

Gölgelerin şehri İstanbul
İstanbul’u gözlerimiz kapalı dinleyeceğiz hem de tam anlamıyla. Çünkü keşfedeceğimiz İstanbul’un güneş ışığına küsmüş koridorlarının ve uzayıp giden dehlizlerinin üzerinde milyonlarca insanın binalarıyla, yollarıyla, köprüleriyle oluşturduğu kalın bir kabuk var. İstanbul, bilinen tarihin çok öncesinden itibaren insanların gözbebeği olmuş. Her gelen uygarlık, bir öncekinin üzerinden yükselmiş. Haliyle bir apartmanın katları gibi toprağın üzerinde katman katman onlarca yeni nesil gelmiş ve geçmiş. Şimdi biz varız ve hayali asansörümüzle ilk kata inip, basamak basamak bugüne doğru yol alacağız.

İstanbul’un altındaki tünellerin geçmişi, Roma dönemine hatta daha da eskiye; antik döneme kadar uzanıyor. Yapılan sınırlı araştırmalara göre bu gizemli tünellerin birçok farklı yapılış nedeni olsa da genelde şehrin su sorunu için bulunan bir çözüm olduğu görüşü dile getiriliyor. Buna göre topraktan sızan suyun kazanılarak tüneller aracılığıyla tutulup insanlar tarafından kullanıldığı düşünülüyor. Çoğu kişinin bildiği Yerebatan Sarnıcı da işte bu geniş yer altı örgüsünün bir parçası aslında. İstanbul’un eski semtlerinin neredeyse tamamının altında dehlizler, mahzenler, sarnıçlar, ayazmalar, zindanlar ve yeraltı kiliseleri bulunuyor.

Kralın biri, ta Belgrad Ormanı'ndan su getirmek için toprağın altına bir insan boyunda horasan kanallar döşetmiş. Bir diğeri, toprak altında bir kilise inşa ettirmiş. Sarnıçlar gelmiş sonra ve yeraltı mezarlıkları. Dervişlerin çilehaneleri ve keşişlerin hücreleri de toprak altındaymış. Sonra savaşlar ve kuşatmalardan kurtulmak için, denize ve sur dışına açılan gizli geçitler yapılmış. Benzer geçitleri, tebdili kıyafet yapıp halkın arasına karışmak isteyen imparatorlar da kullanmış. Bu tüneller saraydaki harem ya da zifaf odasından başlayıp kentin çarşılarına kadar uzanmış. Çarşılardaki hanların altında içine 100 tane fil ya da 10 tane kervan sığacak kadar geniş binalar inşa edilmiş.

Son yıllarda Marmaray ve Metro kazılarıyla birlikte özellikle tarihi yarımada, Galata ve Üsküdar'da toprak altından çok sayıda eski yapı ve bu binaları birbirine bağlayan tüneller ortaya çıkarılınca, şehrin sırlarının bir kısmı ortaya çıkmış oldu. Tabii insanlar bu yapıların nasıl olup da yerin altına çekildiğini merak ediyor. Aslında bu binaların büyük bir kısmı, ilk yapıldıklarında yerin üstündeymiş.

Sultanahmet, İstanbul’un yer altı dünyası için bir giriş kapısı. 'Hipodrom' olarak adlandırılan meydanın altında uzun dehlizler, Aya Sofya'nın altında büyük bir sarnıç, bir zamanların hapishanesi bugünün Four Seasons Oteli'nin altında Bizans Senato binası, onun yanında MS 4. yüzyıla tarihlendirilen saray binaları uzanıyor. Sultanahmet Meydanı, Konstantin zamanından günümüze kadar 5 metre yükselmiş.

Balat'taki en eski yapıların temellerinin 6 metre derine kadar indiğini, giriş katlarının toprağın içinde kaybolduğunu görüyoruz. Yenikapı'da üç yıl önce ortaya çıkarılan ve geçmişi 8 bin 500 yıl öncesine uzanan ilk yerleşim alanı ise şimdiki zeminden 6.5 metre derinde yer alıyor. İstanbul'un yeraltı kentinin önemli bir parçası olan ve 150 yıl kadar toprak altında uyuyan Yerebatan Sarnıcı, 1987'de hizmete açıldı. 2005'te hizmete açılan 1001 Direk Sarnıcı da İstanbul turizmine büyük bir değer kazandırdı.

Yazının sonunda bugün bilinen yer altı tünellerinin ve sarnıçların bazılarını sıralayacağız. Ama hemen şunu da ekleyelim; Müler Wiener adlı Avusturyalı bir arkeologun araştırma sonuçlarına göre İstanbul'da 72 sarnıç var. Bunların boyutları ve uzunlukları düşünüldüğünde keşfedilmesi gereken alanın büyüklüğü ortaya çıkıyor.

Fenerli ve Balatlı yaşlı Rumlar, Balat´ta Mehtap Sineması´nın hemen arkasında bulunan dehlizin bir ucunun Tekfur Sarayı´na vardığını, bir ucunun Haliç´te, diğerinin Marmara´da denize ulaştığını, bir kolunun da Anemas Zindanları´nda nihayet bulduğunu söylerlermiş. Cibali, Ayakapı, Kocamustafapaşa ve Kiremit Caddesi´ndeki dehlizleri de düşünecek olursak demek ki İstanbul´un altı birbiriyle kesişen yollarla kaplı. Bu dehlizlerin Bizans döneminde güvenlik geçişleri ve gizlenmek için kullanılmış olması muhtemel. Haliç, Marmara ve Suriçi´ne kadar ulaşan bu tünellerin şehrin dışına çıkmak için askeri ve siyasi amaçla yapıldıkları da düşünülüyor. Zaten Ayvansaray´dan Yedikule´ye kadar askeri amaçla açılmış, Osmanlıların "lağım" diye adlandırdıkları taarruz tünelleri hala mevcut.

Şahmaran’ın çığlığı Anemas’ta yankılanıyor
Roma ve Bizans devrinde İstanbul tarihi yarımada sınırlarında iki önemli saray vardı. Bunlardan ilki I. Konstantin'in Sultanahmet'te kurduğu Büyük Saray. İkincisi ise 10. yüzyıldan itibaren kullanıma açılan Eğrikapı ile Ayvansaray arasında yer alan Blakhernai Sarayı. İkinci sarayın içinde, tıpkı birincide olduğu gibi büyük bir zindan da yer alıyordu. Adi suçlular, İstanbul'un çeşitli semtlerinde bulunan genel cezaevlerinde yatarlardı ama imparatorluk için büyük bir tehdit oluşturan siyasiler saray kompleksinin içinde yer alan zindanlarda gün sayarlardı. Anemas Zindanı adını işte böylesi önemli birinden, Arap asıllı bir Bizanslı komutan olan Mikhael Anemas'tan alıyor.

1107 yılında devrin imparatoruna karşı suikast girişimini planlarken yakalanan Anemas, suçunu cezasını zindandaki bir kulede çekmiş. İmparator Aleksios, Anemas'ın gözlerine mil çekilmesini emretmiş. Ama Aleksios'un kızı Prenses Anna babasına yalvararak komutanın sürmeli gözlerini kaybetmesine mani olmuş. Sonra da affedilip orduda önemli bir göreve getirilmiş. Anemas'ın dışında da çok sayıda önemli şahsiyeti ağırlamış bu zindan. İmparator I. Komnenos, İmparator İsakios ve oğlu Aleksios, veliaht Andronikos ve Sultan Murat'ın oğlu Savcı Bey bu zindanda çile çekmiş. Osmanlı devrinde zaman zaman depo olarak kullanılan zindan, 1970'lerden itibaren Malkoçoğlu, Kara Murat, Kahpe Bizans, Şahmaran gibi sinema filmlerine mekan olmuş.

Nesilden nesile anlatılan efsaneler gerçeğe dönüşüyor
İstanbul’un gerçek anlamıyla yer altı dünyasıyla ilgili çok çeşitli hikâyeler de mevcut. Gazeteci Murat Bardakçı bir makalesinde bu hikâyelerden birini şu şekilde anlatıyor: "Bir Türk serdengeçti, Bizans İmparatoru’nun kızına âşık olmuş; kızı kaçırıp Hipodrom’daki, yani bugün Sultanahmet’teki dehlizlerden birine girmiş. Elindeki meşaleyle aydınlattığı karanlık yolda birkaç saat boyunca bazen el yordamıyla yürüyüp Boğaz’ın karşı sahiline geçmiş ve İmparator’un hâkim olamadığı topraklara ulaşıp, sevgilisiyle beraber mutlu bir yaşam sürmüş."

Başka bir hikâyeye göre ise 1204 yılındaki Latin istilasından kaçan Bizanslı zenginler, tüm hazinelerini dehlizlere gizlemişler. Benzer durum İstanbul’un fethinde de yaşanmış ve halen bu hazinelerin büyük kısmı İstanbul’un altında gizliymiş. Bu ve benzeri hikâyeleri duyan fırsatçıların yüzyıllarca dehlizlerde yol açtıkları tahribat, bilimsel araştırmalarda da açıkça gözlemleniyor.
Yine meşhur bir efsaneye göre, Edirnekapı'dan bir tünele girip, Sultanahmet'e oradan da Beyoğlu’na kadar çıkmak mümkünmüş. Hatta aynı tüneller bizi Beyazıt'tan alıp Burgaz Adası'na kadar götürüyormuş. Aslında bu efsanelerin bir kısmı doğru. Bizans yapılarının bir bölümü zaten Osmanlı devrinde kullanılıyordu. Ayrıca Wiener'in İstanbul'un Tarihsel Topografyası adlı eserinde kentin altındaki değerlere işaret ediliyordu.

Mühürler açılıyor, binlerce yıllık gizem aralanıyor
İstanbul’un gün ışığına çıkmayan sayısız gizeminden biri olan yer altı dehlizleri arkeolojik çalışmalarla ışığa kavuşacak. Basının da ilgisini çeken dehlizler, yabancı belgesellere de konu oluyor. Son olarak National Geographic ekibi Sultanahmet Lisesi’nin alt tarafındaki dehlizin içinde kürek çekip, kayıt yapmıştı. Peki, biz İstanbul’da yaşayanlar bu dehlizleri nasıl göreceğiz? Meraklıları için iyi bir haber verelim; düzenlenen kültür turlarıyla bazı dehlizlerin içine girip, uzman rehberler eşliğinde İstanbul’u yeraltından gezebilirsiniz. Görülebilecek yerlerden bazıları şöyle sıralanıyor:
Sultan Sarnıcı Anemas Zindanları, Şerefiye Sarnıcı Sultanahmet Sarayı kalıntıları, Sirkeci Kilisesi - Karpospapilas, Aydınsaray Terma tarzı Roma dönemi hamam kalıntıları,Beyazıt, Kadir Has Üniversitesi Sarnıcı, Zeyrek Sarnıcı, Antik Oteli, Magnaura Sarayı'nın altındaki sarnıçlar, Nakkaş Sarnıcı.

İstanbul’un keşfedilecek güzellikleri saymakla, anlatmakla bitmiyor. Öylesine zengin bir mirasın üzerinde yaşıyoruz ki, sorumluluğumuz çok büyük. İstanbul, benliğini bize böyle cömertçe açmışken, bu zamana kadar yeterince başaramadığımızı başaralım ve bu eşsiz şehrin ruhunu mutlaka koruyalım. Biz ona ne kadar çok saygı gösterirsek, o bize misliyle sunuyor güzelliklerini…

1204 yılındaki Latin istilasından kaçan Bizanslı zenginler, tüm hazinelerini dehlizlere gizlemişler. Benzer durum İstanbul’un fethinde de yaşanmış ve halen bu hazinelerin büyük kısmı İstanbul’un altında gizliymiş. Bu ve benzeri hikâyeleri duyan fırsatçıların yüzyıllarca dehlizlerde yol açtıkları tahribat, bilimsel araştırmalarda da açıkça gözlemleniyor.

Adını Bizanslı bir komutan olan Mikhael Anemas’tan alan Anemas Zindanları, İmparator I. Komnenos, İmparator İsakios ve oğlu Aleksios, veliaht Andronikos ve Sultan Murat'ın oğlu Savcı Bey gibi birçok önemli ismi ağırlamış. Osmanlı devrinde zaman zaman depo olarak kullanılan zindan, 1970'lerden itibaren Malkoçoğlu, Kara Murat, Kahpe Bizans, Şahmaran gibi sinema filmlerine mekan olmuş.

×
Project Image

Değerlerimiz

Kategori: Kurumsal

Yetkinliklerimiz doğrultusunda müşterilerimiz için değer yaratmak, kurumsal beklentilerine kalite ve iş etiğiyle karşılık vermek temel önceliğimizdir. Yayınlarımızla topluma katkı sağlamaktan; müşterilerimize, topluma karşı etik ve şeffaf tutum sergilemekten taviz vermeyiz. Öğrenmenin sürekliliğine olan inancımız sayesinde bilgilerimizi sürekli taze tutmak, kendimizi ve bilgilerimizi güncellemek ve nihayetinde yenilikçi bir anlayışla yola devam etmek bizim için vazgeçilmezdir. Yaratıcılığımızın esin kaynağı müşterilerimizdir. Bu doğrultuda yeni fikirlerin doğması için gereken ortamları yaratır, düşünce zenginliğine olan inancımızla daha iyiye ulaştıracak olan her türlü bakış açısına sahip çıkarız. Her bir müşterimizi, ülkemizin ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınması adına bir lokomotif olarak görür ve onların bu gayretlerine uzmanlık alanımız çerçevesinde destek vermeyi bir sorumluluk olarak değerlendiririz. Türkçe’nin korunması ve düzgün kullanımı için tüm yayınlarımızı titizlikle değerlendiriyor, ihtiyaç duyulduğu durumlarda müşterimize bu yönde katkı sağlıyoruz.

×
Project Image

Müşterilerimiz

Yayınlama Tarihi 26 MAYIS 2015 Kategori: Kurumsal

ONLAR BİZİ SEVİYOR!

fdsa

×